| |
Eki 31
İnsan gelişimi denildiğinde, döllenmeden başlayarak, yaşamın sonuna kadar yer alan süreç anlaşılmaktadır. Gelişim çocuğun hareket etmeyi, düşünmeyi, hissetmeyi, başkalarıyla ilişki kurmayı öğrendiği hep ileriye giden bir değişim sürecidir. Gelişim birbirini etkileyen dört alanda ( zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel) ömür boyu devam eden bir süreçte gerçekleşmektedir.
Çocuklar yaşları büyüdükçe farklı beceriler kazanırlar. Bu becerilerin neler olduğunu bilmek, çocuktan beklentilerin ve ona verilecek desteğin sağlıklı olmasını sağlar. Eğer çocuğun ne zaman neyi yapacağı bilinmezse onun yapabileceklerinin üstünde veya altında beklentiler içinde olunabilir.
Örneğin; merdivenleri çıkmak için gerekli bedensel gelişime ulaşmamış bir çocuk bunu yapmak için zorlanılırsa, üzülecek ve kendine güveni azalacaktır. Sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz etkileyecektir. Aynı şekilde çocuk yapabilecekleri konusunda engellendiğinde ise bu çocuk bu kez kendine güvenilmediğini, yeterli olmadığını düşünebilecektir.
Yapabilecekleri desteklenen ve başarıları takdir edilen çocuğun kendine olan güveni artacak ve daha fazla şey deneme cesareti artacaktır. Çocuk yaşına uygun beklentiler yerine getirdiğinde “başardım” ve “yapabiliyorum” duygusunu daha yoğun yaşayacaktır.
Buradaki önemli nokta çocuğun yapabildiklerini iyi gözlemleyip ona uygun desteği sağlamaktır. Yapabildiklerini takdir etmek, yapamadıkları için teşvik etmek ve uygun zamanı beklemek önemlidir.
Eki 31
Çocuğun gelişiminde bazı dönemler çok önem taşımaktadır. Bu dönemlerden biri “Erken Çocukluk Dönemi”dir (EÇD). Erken çocukluk dönemi 0-6 yaşlar arasını kapsar.
* Bu devre büyüme ve gelişimin (zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel) en hızlı olduğu yaşlardır. Erken yaşlarda oluşturulacak temel, kişinin tüm hayatı boyunca etkili olacaktır. 7 yaşına gelen bir çocuğun zihinsel yetenekleri, davranış alışkanlıkları, dil kabiliyeti, duygusal denetimi, kavrayışı ve bazı fiziksel özellikleri şekillenmiş durumdadır.
* Beyin gelişimi için de erken yaşlar önemli bir devredir. Beyin gelişiminin büyük bir bölümü 0- 4 yaş arasında tamamlanır. Beyin “nöron” adı verilen milyarlarca sinir hücresinden oluşur. Tüm duygular, düşünceler ve eylemler, bir nörondan diğerine aktarılan elektriksel ve kimyasal sinyaller ile oraya çıkar. Nöronlar arasındaki bu bağlantı noktasına “sinaps” adı verilir ve beyin sürekli yeni sinapsların oluşması ile gelişir. Erken yaşlarda sinaps oluşumu çok hızlıdır. İki yaşındaki bir çocuğun beynindeki sinaps sayısı neredeyse bir yetişkininkine eşittir. Sinapsların oluşumu çocuğun yaşadığı deneyimler ve çevresindeki uyarıcılar ile yakından ilgilidir. Dolaysıyla erken yaşlarda çocuğun aldığı eğitim, çocuğa sunulacak deneyimler ve uyarıcılar onun beyin gelişiminde destek vermekte önemli bir etkendir. Çocuğa sunulan tecrübelerdeki çeşitlilik onun beyin gelişiminde farklılık yaratmaktadır.
* Çocuğun gelişimi çevre ile etkileşim sonucu olur. Çevreden en fazla etkilenen yaşlar erken yaşlardır. Çevre sadece çocuğun içinde bulunduğu yakın aile çevresi değildir. Çocuğun dolaylı ya da doğrudan etkileşimde olduğu aile, ailenin içinde bulunduğu topluluk, kurumsal topluluk, sosyo politik çevre gibi diğer çevrelerin de önemi göz önünde bulundurulmalıdır.
Eki 31
Programların etki alanları kısa vadeli olduğu kadar uzun vadeyi de kapsamaktadır. Bu programlara katılanlarda işlenen suç oranında azalma görülmektedir. Ayrıca, etkilerin uzun vadede işgücüne katılım, daha yüksek maaş ve daha az sosyal güvenlik harcaması, çocuğun ekonomik anlamda kendine yeterliliğinin artması, çocuk tacizi, anne doğum sağlığı ve bağımlılık yaratan madde alışkanlıkları gibi sağlıkla ilgili göstergelerde iyiye yönelim olduğu ortaya konulmuştur (Karoly ve diğerleri, 1998).
Erişkin hayata etkilerine önemli bir kanıt, deneysel bulgular sağlayan okul öncesi Perry Projesinden gelmektedir (Schweinhart ve diğerleri, 1993; Schweinhart ve Montie, 2004). Bu boylamsal çalışma erken çocukluk eğitimi almış olanların daha çoğunun liseyi bitirdiği, daha çok para kazandıkları, daha az adli vaka ile karşılaştıkları ve daha çoğunun iş sahibi olduğu sonuçlarını ortaya koymaktadır. Ayrıca daha sağlıklı oldukları, dolayısıyla işlerine devam edebildikleri, daha az sayıdakiların madde bağımlılığı alışkanlığı olduğu, çocuklarına da aileleri ya da kurumlar yerine kendilerinin baktığı görülmüştür.
EÇE’de etkili olduğu bilinen tek bir müfredat yoktur. Çocukların gelişim düzeyine uygun, bireysel ihtiyaçlara cevap veren, çocuklara seçim hakkı tanıyan, kitap faaliyetlerinin yer aldığı, drama ağırlıklı oyunların oynandığı ve etkili öğretmen yönlendirmesi olan programlar daha başarılı olmaktadır (Reynolds, 1998). EÇE’de bilişsel ve dile dayanan uyarıların çocuğun bilişsel gelişimine etkisi olduğu gibi sosyal gelişimini ve motivasyonunu da etkilemektedir. Dolayısıyla bilişsel ağırlıklı programlar gelişimin diğer alanlarını da etkilemektedir.
Eki 31
EÇE programlarının öğrenme ve eğitim sürecine etkilerinin ortaya konulması ve somut kanıtlar elde edilmesi için önemli araştırmalar yapılmıştır (Beller, 1983; Gordon ve Jester, 1980; Gray, Ramsey ve Klaus, 1982; Palmer, 1983).
Araştırmalar EÇE programlarının çocuğun bilişsel gelişimine ve okula hazır olmasına, daha çok sayıdaki çocuğun okulu tamamlamasına ve eğitimde başarılı olmasına etkili olduğuna dair kanıtlar sunmaktadır (Campbell & Ramsey, 1994; Guralnick, 1997; Barnett & Boocock, 1998; Reynolds, Chang, ve Temple, 1998).
Araştırmalar bu tür programların çocuğun belirli becerilerini geliştirdiğini, dolayısıyla çocuklarda okula daha iyi uyumu, devamlılığı getirdiğini ve sınıf tekrarını ve telafi programlarını sağladığı, okuldaki başarısının da etkili bir akademik yaşam ve ilerdeki yaşamda başarıyı getirdiği ortaya konulmuştur (Scweinhart, Barnes ve Weikart, 1993).
Diğer deneysel veriler Boylamsal Çalışmalar Konsorsiyumu’nun raporunda belirtilmektedir (Lazar ve Darlinton, 1982). Bu raporda 11 farklı EÇE programının etkileri gözden geçirilmektedir. Programların etkileri çocukların bilişsel gelişiminde özel eğitime daha az gereksinim duydukları, daha az sınıfta kaldıkları, daha başarılı sınav sonuçları elde ettikleri ve başarılı olmaya yönelik tutumlar elde ettikleri gibi uzun vadeli olumlu değişikliklerdir (Beller, 1974; Deutsch, Deutsch, Jordan ve Grallo, 1983; Gray ve Klaus, 1970; Karnes, Teska ve Hodgins, 1970). Yeni doğandan 30 aylığa kadar çocukları kapsayan bir programın 10 yıl süren izleme çalışmasında da benzer sonuçlar elde edilmiştir (Provence ve Naylor, 1983; Seitz, Rosenbaum ve Apfel, 1985).
Erken Çocukluk Gelişim Programlarının eğitim süreci ile ilgili etkilerine ilişkin benzer sonuçlar Latin Amerika ve Asya ülkelerinden de gelmektedir. Programa katılan çocukların okula kaydolma (Chaturverdi, Srivastava, Sing ve Prasad, 1987; Filp, Donosco, Cardemil, Dieguez, Torres ve Schiefebein,1983; Lal and Raj, 1986; Myers, 1988; Nimnicht ve Posada, 1986), okuldaki başarı (Chaturverdi ve diğerleri, 1987; Filp ve diğerleri, 1983; Feijo, 1984; Lal ve Raj, 1986; Nimnicht ve Posada, 1986; Richards, 1985;Wagner ve Spratt, 1987;) ve okul edimleri (Chaturverdi ve diğerleri, 1987; Filp ve diğerleri, 1983; Lal ve Raj, 1986; Richards,1985; Wagner ve Spratt, 1987) üstüne olumlu etkileri bu bulgular arasındadır.
Dokuz programın değerlendirme sonuçlarına göre (Early Training Project, Perry School Project, Child-Parent Center-CPC, Houston Parent-Child Development Center-PCDC, Syracuse Family Development Research Program-FDRP, Carolina Abecedarian Project and Carolina Approach to Responsive Education-CARE, Infant Health and Development Project-IHDP, Elmira Prenatal/Early Infancy Project-PEIP) programa katılan çocukların kısa vadede duygusal ve zihinsel gelişim, anne-baba çocuk ilişkisi, eğitim sürecinde daha iyi oldukları bulunmuştur (Karoly, Greenwood, Everingham, Hoube, Kilburn, Rydell, Sanders ve Chiesa, 1998).
Eki 31
Hem biyolojik hem de çevresel etmenlerin gelişimde önemli olduğu bilgisi EÇE programlarının yeri ve hedefini belirlemekte önemlidir. Çocuklar belirli genetik potansiyel ile doğmaktadırlar. Ancak bu potansiyeli en üst noktasına kadar kullanabilmek çocuğun çevresinin onun gelişimine ne denli destek verdiği ile yakından ilgilidir.
Erken yaşlar (0-6) gelişimin (bilişsel, sosyal, duygusal ve fiziksel) en hızlı olduğu yıllardır.
Beyin gelişimi için de erken yaşlar önemli bir devredir. Beyin sinapsların oluşması ile gelişir. Sinapsların oluşumu çocuğun yaşadığı deneyimler ve çevresindeki uyarıcılar ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla erken yaşlarda çocuğun aldığı eğitim çocuğa sunacağı deneyimler ve uyarıcılarla onun beyin gelişimine destek vermekte önemli bir etkendir. Çocuğa sunulan tecrübelerdeki çeşitlilik onun beyin gelişiminde farklılık yaratmaktadır. Erken yaşların önemi, çocuğun gelişiminde ileriye dönük kalıcı bir damga vurmasından çok sonraki yıllar için sağlam ya da zayıf bir temel oluşturmasından kaynaklanmaktadır.
Çocuğun gelişimi çevre ile etkileşim sonucu olur. Çevreden en fazla etkilenilen yaşlar erken yaşlardır. Çevre sadece çocuğun içinde bulunduğu yakın aile çevresi değildir. Çocuğun dolaylı ya da doğrudan etkileşimde olduğu aile, ailenin içinde bulunduğu topluluk, kurumsal topluluk, sosyo politik çevre gibi diğer çevrelerin de önemi göz önünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla EÇE çocuğa uyarıcı bir çevre sağlayarak gelişimini olumlu etkileyebilmektedir.
Eki 31
Erken Çocukluk Eğitimi’ nin (EÇE) tanımı aslında önemini de yansıtmaktadır. EÇE “yaşama”, “büyüme”, “gelişim” ve “bakım” gibi farklı süreçleri içermektedir. Dolayısıyla EÇE programlarının amacı çocukları yaşatmak, büyütmek, geliştirmek ve bakımlarını sağlamak olmalıdır. Aksi, EÇE’ye dar bir çerçeveden bakmak olur. Ancak çocuk önce hayatta kalıp, sonra büyüyüp gelişmez. Bu süreçler ardışık ve eşzamanlı olarak zaman içinde meydana gelmektedir. Bu nedenle yukarıda belirtilen dört farklı sürecin EÇE programları tarafından gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu da birleştirilmiş tanımların ve programların (“yaşama”, “büyüme”, “gelişim”, “bakım”) önemini ve gereğini yansıtmaktadır (Myers 1996).
Bu çerçevede yaşama, büyüme, gelişme ve bakım ile ilgili olarak yapılacakların bütünü EÇE’nin tanımını ortaya çıkarmaktadır.
Yaşamanın tanımı, çocuğun ölmemesi demek değildir; yaşamak çocuğun doğumdan itibaren sağlıklı olmasıdır. Sağlıklı olmak fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı olmak demektir; hasta olmamak anlamına gelmemektedir. Sağlığın tanımında beslenme, sağlık ve psikososyal iyilik arasındaki karşılıklı ilişkiye dikkat çekilmektedir. Beslenme sağlığı, sağlık beslenmeyi etkilemekte her ikisi de psikososyal sağlığı etkilemekte, psikososyal sağlık da sağlık ve beslenmeyi etkilemektedir.
Bir başka deyişle iyi beslenen bir çocuk sağlıklı olacak, sağlıklı bir çocuk iyi beslenecektir. İyi beslenen ve sağlıklı bir çocuğun psikososyal sağlığı daha iyi olacak, psikososyal sağlığı iyi olan bir çocuk daha iyi beslenecek ve daha sağlıklı olacaktır.
Psikososyal iyilik hali sosyal ve psikolojik olarak çocuğun ne ölçüde geliştiği ve hem kendisinin hem de kendine bakan kişinin stresten ne kadar uzak olduğu ile ilgilidir. Burada çocuğun içinde bulunduğu durum kadar anne ya da ona bakan temel kişinin ruh hali de önem kazanmaktadır. Dolayısıyla EÇE’de sağlık, beslenme ve psikososyal iyiliği sağlamak önemlidir (Myers 1996).
Büyüme kilonun ve boyun artmasıdır. Burada önemli olan çocuğun yediklerinin miktarı, kalitesi ve yenen yemeğin ne kadarının çocuk tarafından özümlendiği ve kullanıldığıdır. Çocuğun besinleri özümlemesi ve kullanması onun psikososyal iyiliği ile yakından ilişkilidir. Psikososyal sağlığı iyi olan çocuklar yedikleri besinleri daha iyi özümleyecekler ve kullanacaklardır.
Gelişme sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişim alanlarındaki karmaşıklık düzeyinde ve işlevdeki değişmelerdir. EÇE programları gelişimi hedeflerken gelişimin özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır.
Gelişim çok yönlüdür; fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal. EÇE programları bu dört boyutu da amaçlamalıdır. Gelişimin dört boyutu olmasına rağmen bir bütündür. Bir boyuttaki değişmeler diğer boyutu etkilemektedir. Dolayısıyla programlarda bu dört boyut birlikte ele alınmalıdır. Gelişim süreklidir ve yaşam boyunca sürmektedir. Ancak, EÇE programları, döllenmeden başlayarak çocuğun ilköğretim okuluna başlayana kadarki süreyi hatta ilköğretim okulundaki ilk iki seneyi de kapsamaktadır.
Gelişimin sürekli olması erken yaşlardaki gelişim bozukluklarının mutlaka ömür boyu devam edeceği anlamına gelmemektedir. Değişen çevre koşulları gelişim bozukluklarını iyileştirirken, çevre koşulları değişmediğinde de eksiklikler birikip gelişimde gecikmelere yol açabilmektedir. Gelişim, insan ve nesnelerle etkileşim içinde ortaya çıkmaktadır. Farklı gelişim alanlarında belirli bir gelişim sırası vardır ancak gelişimin hızı, özelliği ve niteliği çocuktan çocuğa değişmektedir. Bu nedenle gelişimin özellikleri programların geliştirilmesi ve uygulanmasında yol gösterici olmalıdır (Myers, 1996).
Bakım ise çocuğun güven içinde olması, yaşayacak bir yerinin olması, karnının tok, giyiminin uygun olması, temizlik şartlarının yerine getirilmesi, hastalanmaması, iyi beslenmesi, diğer yaşdaşları ile etkileşimde olması, kültürünü tanıması ve öğrenmesidir. EÇE hamilelikten çocuk okula başlayana kadar hatta ilköğretimin ilk yıllarına kadar devam eden bir süreci kapsamaktadır.
EÇE hamilelikten çocuk okula başlayana kadar hatta ilköğretimin ilk yıllarına kadar devam eden bir süreci kapsamaktadır.
Eki 29
WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!
|
|
Recent Comments