Terapi, Her Yanda Terapi

0
22

Günümüzde geçerliği olan psikolojik kuram ve öğretiler geçmiş yüzyılın paradigmalarına göre şekillendi. Üzerinde hala tartışılan ve diğer birçok psikolojik kuramın altyapısını oluşturan Freudyen yaklaşımın bizzat kendisi o dönemin geçerli fizik öğretisinin etkisi altında hayat buldu. Doğal olarak da kuantum öğretisinin, kaos teorisinin ve karmaşıklık biliminin bu kuramlarda etkisi olamadı. Oysa biz bugün dünyayı, hayatı ve insan doğasını bu yeni öğretilerin bakış açısıyla anlamaya çalışıyoruz. Bu son derece doğal bir gelişme. Elbetteki her dönem kendi gerçekliğini kendi bakış açısıyla yaratacak. Ne var ki içinde bulunduğumuz dönemin sıradışı bir özelliği var. Bugün herşey emsali görülmemiş bir hızda değişime uğruyor. Bildiğimiz ve gerçek sandığımız tüm kuramlar altüst olmuş durumda. Tabii psikoloji de bundan nasibini alıyor. Doğal olarak da bilinen psikoterapi yaklaşımlarıyla ruhsal, duygusal sorunlara çözüm bulabilmek gün be gün zorlaşıyor.

Aslında tüm bunlara sebep “küreselleşme” olgusu: Farklı kültürlerin birbirleriyle eskiye oranla çok daha fazla ilişkiye girdikleri bu dönemde, bireylerin, kültürel farklılıklarla ve küreselleşmenin getirdiği kutuplaşma ve eşitsizliklerle de başetmeleri gerekiyor.

Eskiden insanlar sessizce acı çekerlerdi. Şimdi ise bunu dile getiriyorlar, sorunlarını tartışıyorlar. Üstelik acı çekmeyi kaderin getirdiği bir olgu olarak kabul etmiyor ve isyan ediyorlar. Bununla da yetinmeyerek mutluluğa ulaşmak için çaba harcıyorlar.

Ancak, böyle düşünmek ve hareket etmekle birlikte gerçekten yapabileceklerimiz konusunda yeteri kadar bilgi sahibi miyiz? Terapötik süreçleri bu bağlamda nereye ve nasıl konuşlandıracağımızı biliyor muyuz? Peki psikoloji bilimi bu sorulara anlamlı yanıtlar bulabilmiş mi? Ya da soruyu şöyle soralım: Gerçekten psikoloji bilimi bize tüm bu konularda işe yarar, etkin ve kalıcı çözümler sunabiliyor mu?

İşin gerçeği bu soruya anlamlı bir yanıt verebilmek oldukça zor. Kullanılan psikoterapi yöntemlerinin etkinliğinin tartışıldığı ve psikolojinin tüm kuram ve uygulamalarıyla ciddi eleştirilere maruz kaldığı bir ortamda bu olguyu nasıl ele almam gerektiği konusunda da tereddüte düşmüş durumdayım. Sanırım böyle bir noktada öncelikle psikoterapiye gösterilen tepkileri dile getirerek işe koyulmak gerekiyor.

Ne ilginçtir ki en yoğun eleştiriler de psikoterapinin en popüler olduğu ülkeden, ABD’den geliyor. Profesör Lou Marinoff, “Terapi, Her Yanda Terapi ve Hiçbir Yerde Düşünceye Yer Yok” adlı yazısında çarpıcı iddialarda bulunuyor: “Amerika terapötik bir toplum haline geldi. Daha doğrusu terapize edildi. Her gün daha çok sayıda psikolog kapısına “terapist” tabelasını asıyor. Bir kokteylde “benim terapistim diyor ki …” diye bir laf ortaya atın, sohbetin bundan sonrasında artık karşınızdakilerin kendi terapistlerinin söyledikleri konusunda anlatacakları yüzünden, siz ağzınızı bile açamazsınız.”

Bu ve bu tür iddialar karşısında ne yapacağız, terapötik süreçleri tümüyle yadsımamız, yok saymamız mı gerekecek? Böylesi bir çıkarsamanın psikoloji bilimine büyük bir haksızlık olacağını düşünmekteyim. Nitekim Marinoff’u okumayı sürdürdükçe taşlar yerine oturmaya başlıyor: “Bu durum yıllardır sürüp gidiyor ama ruhsal ve duygusal sağlığımız konusundaki yardım taleplerimiz hiç azalmadan devam ettiğine göre biz de bundan pek birşey öğrenmişe benzemiyoruz. Yüksek düzeyli psikolojik danışmanlık ve psikiyatrik bakım, birçok türden kişisel karmaşa konusunda değerli katkılar ve uygulanabilir çözümler sağlayabilir. Ancak bu alanların her ikisi de (bütün alanlar gibi) kapsam ve olanak açısından sınırlıdırlar ve bu yüzden bütün herkese eksiksiz veya kalıcı sonuçlar sağlayamazlar. Bu yöntemlerden başlangıçta önemli yararlar elde edenler için dahi, bunlar yeterli olmamaktadır.”

Traji Komik Terapötik Histeri Vakaları

Ülkemizde ise terapi uygulamaları oldukça karmaşık ve sağlıksız bir düzlemde şekilleniyor. Sanki şu cümle tam bizim için söylenmiş: “Terapötik bir toplum haline geldik. Daha doğrusu terapize edildik.” Bu iddianın ne kadar doğru olduğuna yönelik bir kuşkunuz mu var. Öyleyse günümüzde, özellikle metropollerde en iyi arkadaşınızın, rakibinizin, komşunuzun, annenizin, eşinizin ve çevrenizdeki daha birçok kişinin, sıkıntılarınıza çare olacak çok değerli ve güya psikolojik bir yöntemle karşınıza çıkmaya daima hazır olmasına ne demeli.

Sayıları gün geçtikçe artan ve anlaşılmaz bir biçimde rating alan birçok televizyon programında, insanlar yüzlerce kişinin önünde en özel sorunlarını deşifre edip derdine çare aramaktadır. Stüdyoda bir tür terapist olduğundan kuşku duyulmayan biri ortaya çıkarılıp konuşturulmakta ve psikolojik sorun hızlı bir şekilde hemen oracıkta izleyicilerin alkışları arasında çözüme kavuşturulmaktadır. Hayatın her alanında böylesi traji komik terapötik süreçlere sıkça rastlamaya başladık. Bunun yanısıra temelini nereden aldığı meçhul “kişisel gelişim”, “kendi kendine yardım” konulu sayısız kitap emrimize amade. Hem de hayatın anlamını bir çırpıda keşfetmemizi sağlayacak, travmaya, depresyona, kişilik bozukluğuna son verecek pratik önerilerle.

Bu saçmalık yıllardır böylece sürüp giderken psikoloji bilimi ne yapmaktadır? Herkesi hasta saymak için var gücüyle çalışmaktadır. Nasıl mı? Elbette ki DSM tabloları vasıtasıyla.

Şunu bir düşünün: 1952 DSM-I listesinde 112 hastalık bulunuyordu. Bugünse yaklaşık 400 hastalık. 1980’li yıllarda psikiyatrlar her on kişiden birinin zihinsel bakımdan hasta olduğunu tahmin ediyorlardı. Doksanlı yıllarda ise her iki kişiden biri hasta dediler. Çok yakında-elbette psikiyatrlar hariç- herkesi hasta sayacaklar! Hal böyle olunca yukarıda örneklerini verdiğim gelişmelerin, yani toplumsal traji komik terapötik histeri vakalarının vuk’u bulmasına pek şaşmamak gerek.