rtyrtyrty

Genel No Comments »

rtyerty jgfjgfj

Anaokulunda Beslenme

d. Sağlıklı Eğitim Ortamı No Comments »

Okul öncesi kurumlarına tam veya yarım gün devam eden çocukların beslenme sorumluluğunu okullar, aileleri ile paylaşırlar. Yiyeceklerin seçimi, hazırlanması, sunumu ve gerekli durumlarda aileler ile bu konudaki işbirlikleri okulların sorumluluğundadır.

Bu yaşlardaki çocuklar hızlı gelişim gösterirler. Çocuk yararlı besinlerden yeterli miktarda, yani yaşına uygun yediğinde dengeli beslenmiş olur. Eğer dengeli ve iyi beslenirlerse sağlıkları da iyi olacaktır. Bu farklı alanları da olumlu etkileyecektir. Sağlıklı olduklarında çocuklar çabuk hasta olmazlar, çünkü vücutları hastalıklara karşı daha güçlü ve kuvvetlidir. Dişleri çabuk çürümez çünkü yedikleri sayesinde dişleri ve kemikleri sağlamdır. Yedikleri yararlı besinler boylarının da uzayabileceği yere kadar uzamasını sağlar. Sağlıklı oldukları için hareketli olurlar, koşup, oynarlar böylece bedenleri güçlenir. Beslenme yeterli olduğunda, bu yaşlarda son derece önemli olan beyin gelişimleri olumlu etkilenir. Sağlıklı beslenme okulda yeni şeyler öğrenirken dikkatlerini vermeleri, denileni anlamaları, anlatmada başarılı olmaları için gereklidir. Beslenmeleri yeterli olduğunda başarılı olurlar. Okulda başarılı olduklarında kendine güvenleri artar ve mutlu olurlar.

Öğretmenlerin beslenme konusunda bilgili ve bilinçli olmaları, hem aileleri hem de okul ortamını desteklemeleri açısından çok önemlidir. Öğretmenin çocuklar ile birlikte yemek yemesi, onlara örnek olması ve bu sürenin çocuklar ile birlikte sohbet ederek keyifli geçirilmesi, okul ortamında sağlıklı ve dengeli beslenmenin ilk adımıdır.

* Temel Besinler
* Vücuda Zarar Veren Yiyecekler
* Günlük/Haftalık Yenmesi Gereken Miktarlar
* Günlük Yemek Planlama Rehberi
* İştahsız/Yemek Yemek İstemeyen Çocuklar

Kaynak: Bekman. S., Sucuka. N., Özdemir.A., Kizir.A., Erman. C., 2004. Anne Destek Programı (ADP), AÇEV.

Sınıf Düzenlemesi

c. Etkin Eğitim Ortamı No Comments »

Okul Öncesi Eğitimde sınıf düzenlemesi, eğitimin kalitesini etkileyen en önemli faktörlerden biridir. İyi yapılmış bir sınıf düzenlemesi öğretmenin verdiği eğitimi destekleyip, çocukların kendilerini sınıfa ait hissetmesini ve sınıfta bağımsız hareket edebilmelerini sağladığı gibi yeterince düşünülerek yapılmamış bir sınıf düzenlemesi sınıfta kargaşa yaşanmasına, öğretmenin daha fazla yorulmasına ve çocukların da sürekli öğretmene bağımlı olmasına neden olacaktır.

Sınıf ortamındaki duvardan ışıklandırmaya, mobilyadan eğitsel malzemelere ve oyuncaklara kadar herşey sınıfta bulunan bireyleri (çocuklar ve öğretmenler) ve öğrenmeyi etkiler. Sınıfın aydınlık, uygun sıcaklıkta olması eğitim için elverişli bir ortam yaratır. Mobilyaların düzenlenmesi, sınıftaki alanın kullanımıyla ilgili bilgi verir ve öğretmenin sınıfta yaptığı gözlemi kolaylaştırır ya da zorlaştırır. İyi düzenlenmiş bir sınıf ortamı çocukların oyununun gelişmesini, bağımsızlıklarını, sosyalleşmelerini ve karşılaştıkları problemleri çözmelerini teşvik eder. Bu nedenlerle, sınıf düzenlemesi yaparken bazı temel noktaları gözönüne almak önemlidir.

Sınıf düzenlemesinde dikkat edilmesi gereken temel noktalar:

* Sınıf döşenmesinde kullanılacak her türlü mobilya; (masa, sandalye, dolap, tuvalet vs.) çocukların boyutlarına uygun olarak hazırlanmalıdır. Sınıflarda bulunan mevsimler, sayılar vb. eğitsel panolar da çocukların kendi hizalarında görebilecekleri şekilde duvarlara asılmış olmalıdır. Çocukların yaptıkları resimler, ürettikleri ürünler yine çocukların sınıfta görebilecekleri şekilde alçakta; masalar üzerinde ya da duvarlarda sergilenmelidir. Çocukların kendi özel eşyalarını koyabilecekleri dolaplar olmalı, her çocuğun kendi dolabını bilmesi için, çocuğun kendine ait fotoğrafı ya da çocuğa ait herhangi bir simge dolaba yapıştırılmalıdır. Tüm bunlar, çocukların kendilerini o sınıfa ait bir birey, o sınıfın bir parçası gibi hissetmeleri açısından önemlidir.

* Sınıflardaki dolaplar kapaksız, çocukların yetişebileceği seviyede ve bölmeli olmalıdır. Bu, çocukların malzemelere kendilerinin ulaşması açısından önemlidir. Malzemeler yüksek ya da kapalı dolaplarda olduğunda bu malzemelere ulaşabilmek ve malzemeleri yerlerine koyabilmek için çocuklar öğretmenlerine bağımlı olacaklardır. Bu, hem çocukların bireysel olarak hareket etmelerini engelleyecek, hem de öğretmene sınıfta daha çok iş düşmesine neden olacaktır. Çocuklar kullanacakları malzemeleri raflardan kendileri alabildiklerinde oyunları için gerekenin ne olduğuna karar verme, pek çok malzeme arasından istediklerini ve ihtiyaçları kadarını seçme gibi zihinsel süreçlerde etkin olacaklardır. Ayrıca malzemelerin ait oldukları yeri öğrenebilecekleri için işleri bittiğinde oyuncakları yine kendileri kaldırabileceklerdir ve böylece o sınıfın kendi sınıfları olduğunu hissedeceklerdir.

* Oyun alanı çocuklar için davetkar ve güvenli olmalıdır. Sınıfta tehlike oluşturabilecek herşey kontrol altına alınmış olmalı. Örn: prizler kapatılmış, radyatörler ve sınıfta sivri uçlu mobilyalar için önlem alınmış olmalıdır. Malzemeler; yumuşak, güvenli (köşeleri yuvarlatılmış, sağlık açısından zararsız/doğal maddelerden yapılmış), çocukların farklı deneyimler yaşamaları için hoş renk ve dokularda olmalıdır.

Yerin kaplanacağı malzemenin de çocukların düştüklerinde zarar görmeyecekleri, kolayca temizlenebilecek ve oyun alanına/ köşesine uygun olması önemlidir.

* Okul öncesi eğitimde eğitsel köşeler büyük öneme sahiptir. Oyun alanı, ayrı ayrı oyun türlerini özendirmesi açısından belirli ilgi köşelerine bölünmelidir. Böylece çocukların farklı deneyimler yaşamalarına, daha küçük gruplarda birbirleriyle doğal ilişkiler kurmalarına, karşılaştıkları problemleri çözmelerine, kararlar ve sorumluluklar almalarına, kendilerini ifade etmelerine ve birbirlerinden öğrenmelerine fırsat tanınmış olunur.

Sınıflarda bulunması gereken temel köşeler; blok köşesi, sanat köşesi, evcilik köşesi, masa oyuncakları köşesi (ya da sessiz köşe), kitap köşesi ve bunlara ek olarak bulunabilecek köşeler; inşaat faaliyetleri köşesi, müzik köşesi, bilgisayar köşesi, su ve kum oyunları köşesi, fen ve doğa köşesi vs.’ dir. Bu köşeler:

a) Sınıftaki mekan ve malzeme durumu uygun olduğu taktirde temel köşelere ek olarak sınıfta ayrıca bulunabilecek,

b) Sınıfta ayrı bir köşe yoksa ama malzeme varsa ayrı bir köşe oluşturmaksızın temel köşelerin içerisinde yer alabilecek

ya da

c) Sınıfta belirli dönemlerde taşınabilir olarak yeralabilecek köşelerdir.

Eğer sınıf mekan ve malzeme olarak tüm bu köşeleri oluşturmaya uygun değilse bile asgari olarak temel köşelerin bulunması eğitim açısından önemlidir.

* Eğitsel köşeler oluşturulurken mekan düşünülerek bir planlama yapmak gerekmektedir. Örneğin, blok köşesi için ayrılan mekanın çocukların malzemeleri daha rahat kullanabilmeleri açısından biraz daha geniş olması iyi olur. Blok köşesinde yerde halı olduğunda o köşedeki gürültü azalacaktır. Öte taraftan kitap köşesinde minderlerin bulunacağı daha küçük, yakın ve sıcak bir ortam yaratılmalıdır. Sınıfta bulunan musluğun, sanat köşesine yakın olması o köşede çalışma yapan çocukların temizliğinin kolay olmasını sağlayacaktır. Sanat köşesinde yerde halı bulunmasındansa, yerin kolayca silinebilecek bir döşeme malzemesi ile kaplanması daha uygundur.

Evcilik Köşesi

Blok Köşesi

Sessiz Köşesi

Kitap Köşesi
Sanat Köşesi

*
Sınıflardaki eğitsel köşeler, daha sessiz oyunların oynandığı köşeler birarada, daha gürültülü oyunların oynandığı köşeler birarada olacak şekilde düzenlenmelidir. Böylece kitap köşesinde sessizce kitap okumak isteyen bir çocuk, blok köşesinde oynayan çocuklardan etkilenmemiş olacaktır. Blok köşesi ve evcilik köşesi, her ikisi de aktif ve daha sesli oyunların oynandığı köşeler oldukları için birbirlerine yakın olmaları yerinde olur. Böylece çocuklar bu iki köşedeki oyunları da birbirleriyle ilişkilendirebileceklerdir. (Evcilik köşesinde oyun oynayan çocukların blok köşesinde oynayan arkadaşlarından arabalarla ev taşımalarını istemeleri ya da bebeklerine bloklarla ev yapmaları gibi) Aynı şekilde, sanat köşesi, masa oyuncakları köşesi gibi köşeler çocukların dikkatlerini yoğunlaştırarak çalıştıkları daha sessiz köşeler oldukları için gürültülü köşelerden daha uzak ve birbirlerine daha yakın olmalarının faydası vardır.

* Köşelerin sınırları belli olacak şekilde birbirlerinden ayrı olması da yine farklı köşelerde oynayan çocukların birbirlerini rahatsız etmemeleri açısından önemlidir. Köşeler birbirlerinden bir sınırla ayrıldığında oyun alanları otomatik olarak belirlenmiş, köşelerde oynayan çocuk sayısı sınırlandırılmış, sınıfta çok fazla açık alan olmayacağından dolayı koşuşturmalar engellenmiş böylece köşeler arasında güvenli geçiş sağlanmış olur.

* Öğretmen sınıfta tüm köşeleri ve tüm çocukları aynı anda görebileceği bir düzenin olmasına ve kendini sınıfta tüm çocukları görecek şekilde konumlandırmaya dikkat etmelidir.

* Sınıflardaki malzemeler çocukların yaratıcılıklarını destekleyecek nitelikte ve farklı eğitsel amaçlar için kullanılabilecek çeşitlilikte olmalıdır. Oyuncakların seçiminde de sadece tek bir şekilde kullanılabilecekler yerine pekçok amaç için kullanılabilecekler tercih edilmelidir. (Örn: Hem sıralama hem de farklı sınıflandırma imkanları sağlayan farklı renkte/şekillerde vs. tahtalar) Çocuklar sınıfta aynı malzemeleri farklı şekillerde kullanabilirler. Bir oyun esnasında bir çocuk için tahta bloklar köprü yapmak için kullanılabilecekken, diğeri blokları renklerine göre ayırmayı, bir diğeri ise büyüklüklerine göre üstüste sıralamayı seçebilir.

* Köşelerdeki malzemeler o köşeye uygun olmalı, farklı köşelere ait malzemeler birarada bulunmamalıdır. Her köşede çocuklar için aynı anda farklı ürünler ortaya çıkarabilecekleri çeşitlilikte malzemeler bulunmalıdır. Örn: Sanat köşesinde bir çocuğun oyun hamurları ile oynarken bir diğerinin kolaj çalışması yapması, bir diğerinin ise farklı boyaları keşfetmesi vb.

* Bu eğitsel köşelerdeki malzemeler çeşitlerine göre sınıflandırılmış olarak raflara yerleştirilmiş olmalıdır (Pastel boyalar ayrı bir kapta, kuruboyalar ayrı bir kapta gibi). Her çeşit oyuncağın konulduğu yer çocuklar tarafından biliniyor olmalıdır. Yani, malzemelerin saklanış şekli bul-kullan-yerine yerleştir döngüsünü destekler nitelikte olmalıdır. Bu amaçla;

* Benzer nesneler bir arada saklanmalıdır.

* Çocuklar malzemelerin/oyuncakların konulduğu kap ya da sepetleri kolaylıkla tutabilmeli ve içlerinde ne olduğunu görebilmelidir.

Çocukların kullanacakları malzeme ve oyuncakları kolaylıkla yerlerinden alabilmeleri ve yerlerine kaldırabilmeleri için oyuncak ve malzemelerin yerlerini bilmeleri çok önemlidir. Çocuklar, yerlerini bilip kendileri kaldırabildiklerinde sınıftaki malzeme ve oyuncaklar da birbirlerine karışmayacaklardır. Ayrıca çocuklar mekanı bu şekilde kontrol edebildiklerinde ve düzenleyebildiklerinde kendilerini sınıflarına ait hissedeceklerdir. Yerini belirtmek amacıyla sınıfta oyuncak ve malzemeleri simgeleyecek etiketler kullanılabilir. Böyle bir yöntem kullanıldığında, oyuncakların etiketleri çocukların anlayabileceği düzeye olmalıdır. Etiketler şu şekilde hazırlanabilirler.

* Materyallerin kendileri

* Fotoğraflar, fotokopiler

* Resimler

* Çizimler, baskı ve izler

* (İlerleyen zamanlarda) Yukarıda sayılanlardan herhangi birisine ek olarak yazılı sözcükler1

* Öğretmenler, hergün çocuklar gelmeden önce sınıf düzenini ve oyuncakları kontrol etmeli, kırılmış, çocuklar için tehlike oluşturabilecek malzemeleri kaldırmalıdır.

* Sınıfta kalabalığa neden olacak kadar çok malzeme ve oyuncak olması çocuklar arasında sorun yaratabilir. Öğretmenler tüm sınıf malzemelerini bir anda sınıfa yerleştirmek yerine, yıl içerisinde işlenen konulara ve çocukların ilgisine göre zaman zaman bazı malzemeleri kaldırıp sınıfa yeni malzemeler eklemelidir. Malzemelerdeki bu dönüşüm çocukların hep aynı malzemeleri kullanmaktan sıkılmalarına engel olacak, ilgilerini hep canlı tutacaktır.

Sonuç olarak: Sınıf ortamı daima dinamik olmalı, öğretmen sürekli gözlemler yaparak, sınıf düzenlemesinin ne kadar etkili olduğunu değerlendirip, gerekiyorsa değişiklikler yapmalıdır.

* Oda Düzenleme Kontrol Listesi
* Sınıf Ortamı Kontrol Listesi
* Güvenlik Kontrol Listesi

Kaynaklar: 1 Hohmann, M. & Weikart, D. P. (2000). Küçük çocukların eğitimi (S: S. Kohen & Ü. Öğüt, çev.). İstanbul: Hisar Eğitim Vakfı Yayınları. (Ojinal çalışma 1995 yılında basılmıştır).
Coughlin, P. A., Hansen, K. A., Heller, D., Kaufmann, R. K., Stolberg, J. R., Walsh, K. B. (1997). Creating Child-Centered Classrooms, Washington, DC: Children’ s Resources International, Inc.

Program Yaklaşımları

b. Program Örnekleri No Comments »

Erken Çocukluk Eğitiminde etkili programlar, gelişim açısından uygun programlardır. Hedef kitlenin gelişim özellikleri nedeni ile yaş önemli bir etmendir. Çünkü farklı yaşlardaki çocukların ihtiyaçları da farklıdır. Önemli olan hedef kitlenin ihtiyaçlarını göz önünde tutan ve o kitleye uygun olan programlar uygulamaktır. Ayrıca aynı yaşlarda olmalarına rağmen çocuklar gelişimlerinde bireysel farklılıklar göstermektedir. Bu bireysel farklılıklar da eğitim programlarında göz önüne alınmalıdır.

Çocuğun gelişimi, doğumdan önce başlayan ve yaşam boyu devam eden, birbirinden sinerjik bir biçimde etkilenen fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutları içeren ve çevre ile etkileşim içinde olan bir süreçtir. Çevre birbirinin içine oturan sistemler olarak ve dört düzeyde tanımlanmıştır (Bronfenbrenner, 1979): çocuğa en yakın çevre, yani ailesi (mikrosistem); çocuğun aile dışındaki yakın çevresi, yani akrabaları, komşuları, arkadaşları (mezosistem); çocuğun yaşadığı çevredeki sosyal ve idari yapılar (egzo-sistem); çocuğun yafladığı ülkedeki ulusal kurumlar, hükümet politikaları (makro-sistem).

Herhangi bir EÇE sisteminin etkili olabilmesi için; birbirinin içine oturan sistemler olarak dört düzeyde tanımlanan çocuğun çevresi bütünsel bir şekilde desteklenmelidir. Yani aile desteklenmeli, çocuğun yaşadığı topluluk erken çocukluk gelişimi konusunda bilgilendirilmeli, topluluk değişim için harekete geçirilmeli, sağlık, bakım eğitim sistemleri geliştirilmeli ve devlet tüm bunları göz önünde bulundurup, politikalarını bu noktaları destekleyecek şekilde belirlemelidir.

Zihinsel- Sosyo Kültürel Yaklaşım

a. Gelişim Yaklaşımları No Comments »

Vygotsky’nin kuramına göre zihinsel gelişim, sosyal ve kültürel ortamlar ile ilişkili olarak oluşmaktadır ve bu ortamların içindeki kişiler tarafından paylaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, çocuklar zihinsel gelişimlerini daha büyük yaştaki çocuklar ve yetişkinlerle etkileşim halinde sağlamaktadırlar. Çocuklar bu etkileşimler sayesinde bir kültürde hayatta kalabilmek için gerekli bilgi ve becerileri kazanmaktadırlar. Sosyo-kültürel kuram, bilişsel gelişimin kültürün içinde ortaya çıktığını ve kültürün önemini vurgulasa da, bazı yönlerinin evrensel olduğunu ve tüm dünyadaki çocuklarda aynı şekilde geliştiğini kabul eder. Yüz ifadelerini anlayabilme, taklit edebilme gibi beceriler, kabul edilen evrensel özelliklere örnektir. Ayrıca, tüm insanların sosyal varlıklar olmalarına bağlı olarak tüm dünyada çocuklar 2-3 yaşlarında oldukça iyi konuşmacılar olmaktadırlar. Evrensel olarak tüm insanların uyduğu sözel iletişim kurallarını takip etmektedirler (sırayla konuşmak, göz teması kurmak, karşısındakinin söylediklerine uygun cevapları vermek, aynı konuda konuşmayı sürdürmek gibi).

Vygotsky’nin sosyo-kültürel kuramına göre, bazı biyolojik evrensel özelliklerin yanında bilişsel gelişimde, sosyal çevre ve kültürün etkisi oldukça önemlidir ve günümüzde bu yaklaşım yaygın olarak kabul görmektedir. Bilişsel becerilerde sosyal etkilerin varlığı ve sosyal etkileşimlerin çocukların düşünme şeklini değiştirmede önemli bir güce sahip olduğu araştırmalarla kanıtlanmaktadır. Örneğin, bazı kültürlerde maddenin korunması (conservation) batılı kültürlere göre daha geç öğrenilmektedir. Yapılan araştırmalara göre batılı kültürlerde çocuklar adaleti, kaynakların eşit paylaşımı olarak öğrenmektedirler. Bu nedenle ellerindeki boya kalemlerini, şekerlerini vb. eşit olarak paylaştırmaktadırlar. Bu sayede aynı miktarda olan nesnelerin farklı şekilde eşit paylaştırılmasına alışıktırlar. Bu kavramlarla tanışık büyüyen çocuklar maddenin korunmasını daha erken öğrenebilmektedir. Bu örnekte de evrensel olarak öğrenilen bir kavramın kültüre bağlı olarak hangi gelişim döneminde öğrenildiğinin farklılaşabildiği; sosyal çevre ve kültürün bilişsel gelişim üzerinde etkili olduğu görülmektedir.

Ayrıca araştırmacılar, çocukların kendilerinden daha gelişmiş akranlarından ve yetişkinlerden aldıkları yardımların, zihinsel gelişime katkısını ortaya koymuşlardır. Çocuklar aldıkları destek sayesinde kendilerine zor gelen bilişsel işleri kültürel olarak uygun şekillerde çözmeyi öğrenmektedirler. Çocuklar bu etkileşimler sırasında yetişkinlerin problem çözme stratejilerini deneyimlemekte ve kendileri öğrendikten sonra tek başlarına uygulayabilmektedirler. Araştırmalara göre, çocukların daha büyük çocuklarla veya yetişkinlerle etkileşimlerinde önemli olan bu etkileşimlerin niteliğidir. Etkileşimler sırasında arada çıkan fikir farklılıklarının çözülmesi, karşılıklı saygı ve işbirliğinin varlığı önemli noktalardır.
Dilin Önemi

Bilişin sosyal paylaşımında açıklandığı gibi zihinsel gelişim, kültürün içinde diğer kişilerle ilişki içinde ortaya çıkar. Daha sonra bu paylaşımlar çocuk tarafından içselleştirilir ve çocuğa ait zihinsel süreçlere dönüşür. Bilişlerin sosyal olmaktan çıkıp bireye ait olması da zihnin işaret/sembol sistemleri sayesinde olmaktadır. Araç olan bu işaretler de zaman içinde çocuk tarafından içselleştirilmektedirler. Dil de insanların geliştirdiği ve en yaygın şekilde kullandığı işaret sistemlerinden biri olarak zihinsel gelişimde kritik bir rol oynamaktadır.
Potansiyel Gelişim Alanı (Zone of Proximal Development)

Daha önce belirtildiği gibi çocukta yeni kapasiteler yetişkinlerle veya daha büyük yaşta çocuklarla işbirliği sırasında ortaya çıkmaktadır ve daha sonra çocuk tarafından içselleştirilip, kendisi tarafından bir yetişkinden bağımsız olarak kullanılabilmektedir.

Vygotsky’e göre becerinin yetişkinden çocuğa geçmesi çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olmaktadır. Bu alan öğrenme ve zihinsel gelişimin bir arada bulunduğu bir duyarlılık alanıdır. Yetişkinlerin yardımıyla çocuğun gelişim sürecinde olan zihinsel becerileri olgunlaşmaktadır. Bu bağlamda Vygotsky’e göre eğitimin rolü çocuklara potansiyel gelişim alanları dahilinde deneyimler sağlamaktır. Bu aktiviteler çocukları zorlayan fakat bir yetişkin desteğiyle başarılabilecek zorlukta aktiviteler olmalıdır.
Yapı Kurmak (Scaffolding)

Yapı kurmak potansiyel gelişim alanı dahilinde tanımlanan bir benzetmedir. Bu benzetmede çocuk yapılanmakta olan bir binaya benzetilmektedir. Sosyal çevre ise çocuğun yapı kurma, diğer bir deyişle destek sistemidir. Çocuğun sosyal çevresiyle bu şekilde etkileşimi potansiyel gelişim alanı dahilinde çocuğun gelişimini hızlandırmaktadır.

Zihinsel becerileri geliştirirken yapı kurma yönteminin iyi kullanılması için bazı özellikleri içinde barındırması gerekmektedir. Öncelikle paylaşılan aktivitenin keyifli bir aktivite olması ve kültürel olarak anlamlı, bir amaca yönelik olması önemlidir. Bu aktivite dahilinde önemli olan çocuk ve diğer kişinin aynı hedefe ulaşmak için birlikte hareket etmesidir.

İyi yapı kurmanın diğer bir özelliği de bir işe başlarken farklı anlama düzeylerine sahip iki kişinin öncelikle paylaşım yapabilecekleri bir anlama düzeyine varmış olmalarıdır. Eğer iki kişi çok farklı anlama düzeylerine sahip ise birinin diğerine rehberlik etmesi, birbirlerini anlamaları mümkün olmayacaktır. Bir yetişkin ve çocuk işbirliğinde bu özellikle önemlidir. Örneğin, sınıfta bir öğretmen yeni bir işi/görevi tanıtırken, çocuğun daha önceden bildikleri ile bağlantılar kurması, çocuğun yeni işi başarabilmesi ve öğretmenin çocuğa yardım etmesi için büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca, iyi bir yapı kurma için çocuk ve yetişkin arasındaki iletişimin sıcak ve hoş olması da önemlidir. Bu şekilde çocuk yapılan işten keyif alacaktır. Bu ilişki sırasında öğretmenin çocuğu izlemesi, bir sonraki adımını tahmin ederek gerekli yerlerde destek sağlaması önemlidir.

Bunların yanında çocuk ile gerçekleştirilen aktivitenin çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olması önem taşımaktadır. Bu iki şekilde sağlanmaktadır:
o Verilen işi ve çevreyi çocuğa uygun bir zorluk düzeyinde düzenlemek

o Yetişkin müdahalesini çocuğun ihtiyaç ve becerilerine göre ayarlamak. Çocuğa uygun bir zorluk düzeyinde iş verirken çocuğun var olan becerileri göz önünde tutularak uygun zorlukta bir iş bulunabilir veya büyük bir iş çocuğa uygun zorlukta parçalara ayrılabilir. Eğer aktivite yapı kurmak için fazla basit ise verilen hedef zorlaştırılarak gerekli ayarlamalar yapılabilir. Verilen aktivitenin çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olmasını sağlamanın diğer yolu ise bunu yapan yetişkinin çocuğa ihtiyacı oldukça destek vermesi ve çocuğun becerisi arttıkça verilen destek düzeyinin azaltılmasıyla sağlanabilmektedir.

İyi yapı kurmanın son özelliği ise çocuğun kendi davranışlarını kontrol edebilmesini ve sorumluluk almasını sağlamaktır. Bunun için de birlikte yapılan aktivitenin çocuk tarafından kontrolünün mümkün olduğunca sağlanması önemlidir. Çocuğun görevi/işi bağımsız bir şekilde gerçekleştirebildiği andan itibaren yetişkinin kontrolü ve yardımı bırakması gerekmektedir. Kısaca, belirlenen ortak hedefe ulaşıldığı andan itibaren aktif olarak yetişkinin geri çekilmesi ve çocuğun aktif olarak görevi devralması çocuğun kontrol geliştirmesi için önemlidir. Bu sayede çocuk sorumluluk ve karar almayı öğrenecektir.

Kaynak: Berk,L.A. &Winsler,A. (1995). Scaffolding Children’s Learning:Vygotsky and Early ChildhoodEducation. WA:NAEYC

Zihinsel- Piaget Yaklaşımı

a. Gelişim Yaklaşımları No Comments »

Piaget daha çok bireyin bilişsel gelişimi ile ilgilenmiş ve onun kuramsal yaklaşımı çok sayıda gelişim psikoloğunu etkilemiştir (Piaget 1964, 1980; Piaget & Inhelder, 1969).
Piaget, hem olgunlaşmanın, hem de öğrenmenin bilişsel gelişim üzerindeki etkisini kabul eder, ancak çocuğun faal olarak çevresi ile etkileşim içinde olmasını gelişiminin temel faktörü olarak görür. Çocuğun çevresiyle oyun şeklinde veya başka bir biçimde sürekli etkileşim içinde olması, onun zihinsel gelişiminin yönünü ve derecesini belirler.

Piaget’e göre zihinsel gelişim, beyin ve sinir sisteminin olgunlaşması ve bireyin çevresine uyum sağlamasına yardımcı olan deneyimlerinin bir bileşimidir. Piaget’e göre gelişimin temelinde şemalar bulunmaktadır. Şemalar kişinin benzer koşullarda veya ortamlarda, benzer şekilde davranması için bir model sağlayan zihin yapılarıdır. Kişiler yeni deneyimler yaşadıkça zamanla bu şemalar gelişmekte ve değişmektedir.

Çocuklar hayata doğuştan “refleks şemaları” ile gelirler. Bu şemalar çocuğun ağlaması, meme emmesi gibi hayatta kalmasına yarayan basit davranışlardır. Daha sonra bu şemalar çocuğun deneyimleriyle birlikte gelişir ve değişir. Yeni şemalar çocuğun hayatına eklenir. Çocuk yeni bir şeyle karşılaştığında daha önce bildikleri ile, yeni karşılaştığı arasında nasıl bir benzerlik olduğunu keşfetmeye çalışır. Bu yöntem ile çocuk, dünyayı kafasında canlandırarak yeni deneyimler kazanır.

Piaget, yeni bir deneyimin bilinen bir şemaya genellenmesine asimilasyon adını vermiştir. Büyüdükçe çocuklar var olan şemalarına uyduramayacakları deneyimler yaşarlar veya nesnelerle karşılaşırlar. Bu durumda çocuk var olan şemalarını değiştirerek yeni duruma uyum sağlamaya çalışır veya yeni şemalar geliştirir. Örneğin, memeyi emziğe genellemiş bir çocuk battaniye ile karşılaştığında emme şemasını olduğu gibi battaniyeye genelleyemez, çünkü battaniye şeklen farklıdır ve meme veya emziğe göre daha büyüktür. Bu durumda çocuk battaniyenin bir ucunu seçip sadece o kısmını emerek şemasında değişiklik yapmıştır. Bir başka örnek ise, çocuk daha önce gördüğü farklı kediler sayesinde kedi şemasına sahiptir. Fakat bir köpek gördüğü zaman artık bunu kedi şemasına genelleyemez ve yeni bir köpek şeması oluşturur.

Var olan şemalar yeni bir durum veya nesneye genellenemediği zaman şemaların değiştirilmesi veya yeni şemaların oluşturulması durumuna da akomodasyon adı verilmektedir. Örneğin, okul çağı öncesindeki bir çocuk demiryolunda bulduğu bir topla, rayların üzerinde oynayabilir. Çünkü bu top, onun evindeki diğer oyuncaklar gibidir. Fakat çocuk büyüdüğü zaman topu demiryolundan alır ve kenara çekilir. Demiryolunda oynamanın yanlış olduğunu bilir. Bu zıtlık ile yüzleşen çocuk, büyüdükçe şemalarında değişiklik yapmıştır. Bu gelişim mekanizması ise bir bütün olarak adaptasyon (uyum) olarak adlandırılmaktadır.Çocuk veya yetişkin yaşama bu mekanizmalar sayesinde uyum sağlamaktadır. Bilişsel gelişimin desteklenmesi için çocuğun çevresiyle sürekli etkileşim halinde olması gerekir.

Çocuklarda gözlenen bilişsel dengeleme süreci, yetişkinlerde de olmakla birlikte daha az sıklıkta gözlenir. Çünkü yetişkin günlük yaşamında karşılaştığı olayların hemen hemen hepsini kendisinde var olan kavram ve düşünce süreçleriyle açıklayabilir. Yeni bazı deneyimlerden dolayı yetişkinin bilişsel dengelemesinde bir bozulma olursa, yeni dengeleme yolları arar ve bu dengelemeyi buluncaya kadar düşünüş tarzını değiştirmeye devam eder.

Piaget gelişimin birbirini izleyen aşamalardan oluştuğunu kabul eder. Her aşamanın, kendisinden sonra gelen aşama için bir basamak oluşturduğu ve aşamaların sırasının değişmediği kabul edilir.

Her aşama için çocukların bilişsel özellikleri aşağıda sunulmuştur:
Duyusal-Hareketsel Aşama (0-2 Yaş)

Dokunma gibi basit duyusal verilerden, tutma ve emme gibi basit hareketlerden işe başlayan çocuk, temel süreçlerin üzerine yenilerini koyarak çevresini anlayabilecek bir bilişsel sistem geliştirmeye başlar.

* Bebek elleri ve ağzıyla dokunarak çevresini yoklar. Kendi vücudu ve dünyanın geri kalan kısmı arasındaki sınırı tanımlar. Çevresindeki olaylar arasında bağlantılar kurarak temel duyu ve duyguları öğrenir.

Bilişsel gelişimin aşamalarından birini çocuk nesnelerin değişmezliğini keşfederek başarır. Önceleri bebek için nesne, ancak kendi görsel alanı içindeyken vardır. Nesne ortadan kaldırılınca nesnenin yok olduğunu, artık var olmadığını düşünür. Onun için her an dünya yeni baştan var olur ve duyu organlarının dışında bir dünyanın varlığı düşünülemez.

Bir yaşına doğru çocuk nesnenin değişmezliği kavramını anlamaya başlar ve göz önünden kaldırılan bir nesneyi, etrafına ve masanın altına bakarak arar. İki yaşına doğru bebek dış nesne ve olayların iç temsilcilerini geliştirmeye başlar. Nesnelerin sürekli olduğunu ve göz önünden kaldırılınca bile var olmaya devam ettiklerini anlayan çocuk, bu nesneyi bir süreçle temsil etmeye başlar.

Böyle bir iç temsil süreci, kavram ve dil gelişiminin başlangıcını oluşturur.

İç temsil sayesinde çocuk orada bulunmayan bir nesneyi ya da olayı temsil etme yeteneğine kavuşur. Değişikliklerin olabilmesi için çocuğun çevreyle etkileşim içinde olması gerekir. Çocuğun çevresiyle duyusal ve hareketsel etkileşim yapması bilişsel gelişimin temelinde yatan öğrenme deneyimlerini oluşturur.
Operasyon Öncesi Aşama (2-5 Yaş)

* Çocuk bu devrede kelime kullanmaya ve ilkel bir düzeyde ilk olarak bir sembol ile bu sembolün temsil ettiği nesne arasındaki ilişkiyi anlamaya başlar.
* Çocuk iç temsilden, başka bir deyişle kelime, kavram ve sembollerin verdiği zenginlikten faydalanarak oyun yaşamına yeni zenginlikler getirir. Örneğin, bir ağaç dalını at gibi kullanmaya, ana-baba rollerine girerek arkadaşlarıyla yetişkin ilişkilerini taklit oyunları oynamaya başlar.
* Birçok çocuk hayali arkadaş icat ederek, bu hayali arkadaşı evine davet eder, beraberce yemek yer. Böylece çocuklar son derece canlı, fakat tehlikesiz bir macera yaşamı denemeye başlar. Bu sembolik, hayali ve oyunsal maceralar sayesinde çocuk yavaş yavaş gerçek yaşama hazırlanır.
* Çocuğun bu yaşta becerdiği önemli adımlardan biri nesneleri kategorilere ayırmayı öğrenmesidir. Nesnelerin büyüklük, renk, biçim gibi belirli duyusal özelliklerine göre sınıflanması, nesnenin değişmezliği aşamasından sonra kendini gösterir. Piaget bilişsel gelişmenin adım adım ilerlediğini, her adımın kendinden daha önce geliştirilen bilişsel yapıları kullandığını ifade eder. Beş yaşına ulaştığında çocuk, bir nesneyi ayrı, bağımsız bir nesne olarak değil, o nesnenin ifade ettiği sınıfın bir temsilcisi olarak görebilir. Örneğin, iki yaşındaki çocuk bir yuvarlak ve biri küp iki nesneyi aynı biçimde algılarken, beş yaşındaki çocuk yuvarlak nesneyi “küre” kavramının, diğer nesneyi “küp” kavramının bir temsilcisi olarak görebilir. Beş yaşındaki çocuk soyutlama ve genelleme adımını gerçekleştirmiştir.
* Dil Gelişimi: İki yaşındaki çocuk bir veya iki kelimeden oluşan ifadeler kullanabilir. Dil gelişimi 2-5 yaş arasında süratli bir gelişim gösterir. Çocuk üç yaşını doldurduğunda 3-4 kelimeden oluşan cümleler kullanmaya başlar ve bu cümlelerde fiillerin geçmiş, şimdiki, ya da gelecek zamanlarını doğru olarak kullanır. Beş yaşına geldiklerinde çocuklar kendi dillerini başarıyla ve gramer kurallarına uygun olarak kullanabilecek beceriyi kazanmıştır.
* Dil ve Düşünce Arasındaki İlişki: Dil gelişimi ile çocuğun bol miktarda sembol kullanmaya başlamasının aynı devrelerde ortaya çıkması, araştırmacıları iki olay arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu araştırmaya yöneltmiştir. Bildiğimiz gibi kelimeler semboldür ve bu çağda çocuk sembolleri kullanma becerisine ulaşmıştır. Çocuk bir ağaç dalına at gibi binmeye başladığında, ağaç dalı atın yerine geçer, sembolik bir anlam kazanır. Çocuk zihninde yarattığı bir resmi de sembol olarak kullanabilir. Demek oluyor ki, kelimeler çocuğun kullandığı sembol türlerinden ancak bir tanesidir, kelimelerin yanı sıra çocuk daha başka semboller de kullanır. Piaget’ye göre dil gelişimi, çocuğun bilişsel gelişiminin belirli bir aşamaya ulaşmasının doğal bir sonucudur.

Somut Operasyon Aşaması (5-12 Yaş)

* Beş yaşına doğru çocuk nesneleri zihinsel olarak temsil eder, ancak bu kavramlar ve semboller üzerinde zihinsel işlemler yapamaz. Örneğin, “Masanın üzerinde duran beş kalemden ikisini kaldırdığımda, masanın üzerinde kaç kalem kalır?” gibi bir soruya zihinsel cevap veremez. Çocuk yedi yaşına doğru yaklaştıkça toplama, çıkarma gibi bilişsel işlemleri yapmaya başlar. Beş yaşındaki çocuk yukarıdaki soruya ancak masanın üzerine kalemleri koyup, ikisini kaldırdığınız zaman cevap verebilirken, yedi yaşındaki çocuk zihninden doğru cevabı hemen bulabilir. Bu zihinsel işlemlere Piaget operasyon adını verir,
* Bu dönemde çocuk bir olayı diğer insanların gözünden görmeye başlar.
* Kitlenin değişmezliği: Kitlenin değişmezliği kavramı, Piaget’nin çocukların bilişsel gelişimiyle ilgili olarak keşfettiği önemli kavramlardan biridir. Bu kavram kendini operasyon-öncesi devrede değil, somut operasyonlar devresinde gösterir. Eşit büyüklükte ve aynı biçimde olan iki bardağa eşit miktarda su koyun ve çocuğa gösterin. Çocuk size, bardaktaki suların aynı olduğunu söyleyecektir. Daha sonra çocuğun gözü önünde, bardakların birindeki suyu daha dar ve uzun bir başka bardağa boşaltın. Çocuğa iki bardaktaki suyun eşit olup olmadığını sorduğunuzda “Uzun bardaktaki su daha fazla!” diye cevap verir.

Değişmezlik kavramının temelinde geriye dönüştürebilme yatar. “Neden daha fazla su yok, bak daha yüksek gözükmüyor mu?” diye çocuğa sorulduğunda, çocuk “Daha önceki bardağa boşaltsam aynı düzeye gelir!” ya da, “Yeni su eklemedin ki!” gibi cevaplar verir.

* Sınıflandırma: Çocuğun sınıflandırma becerilerinde de bu yaşta bir gelişme gözlenir. Somut operasyonlarının oluştuğu bu aşamada çocuk iki önemli gelişmeyi geliştirir. Becerilerinden biri sınıf içerme becerisidir, başka bir deyişle bir sınıfa (kategoriye) ait olan nesnelerin, başka bir sınıfın alt dizisi olabileceğini çocuk anlar. Çocuğun kazandığı ikinci önemli beceri, daha önceki devrede ancak nesnelere dokunarak gerçekleştirebildiği sınıflama sürecini zihninde sembolik olarak yapabilmesidir.
* Cinsiyet Rolleri: Somut operasyon devresinde gözlenen değişikliklerden biri de, çocuğun cinsiyet rollerinin değişmezliğini anlamasıdır. Üç veya dört yaşındaki çocuk kadın-erkek kavramını anlamıştır ve kadını, hem gerçek yaşamda hem de resimlerde, erkeklerden her zaman ayırt edebilir. Fakat bu yaşta çocuğun anlamadığı cinsiyetin sürekli oluşudur. Ancak beş yaşına geldiğinde çocuk cinsiyetin sürekli olduğunu anlar ve elbise değiştirmek ya da saç uzatmakla cinsiyetin değişmeyeceğini kavrar.
* Hayal ve Gerçek: Somut operasyon devresinde çocuk gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki farkı da kavramaya başlar. Amerika’da yapılan bir araştırma çocukların 6,5 yaşına kadar Noel Baba’ya inandıklarını, daha sonra onun gerçek değil bir hayal kişiliği olduğunu anladıklarını göstermiştir.

Bu yaş kültürden kültüre ve her kültür içinde çocuğun içinde bulunduğu sosyal ortama göre biraz değişebilir. Örneğin, erken yaşta çalışmaya başlayan ve para kazanarak ailesini desteklemek zorunda kalan çocuğun hayal ile gerçek arasındaki ayırımı daha erken yapacağı beklenir.
Çocuk nesnelerin ve olayların renk, biçim, yükseklik gibi dış duyusal özelliklerinin baskısından kurtulup, onların kitle, hacim, sayı gibi iç özelliklerini kavrayabilecek hale gelir.
Okul çağındaki çocuk bir olayı diğer insanın gözüyle görebilmeyi zamanla daha iyi becermeye başlar.
Çocuk dış dünyadaki nesnelerin yerine kafasında geliştirdiği semboller ve zihinsel operasyonlar aracılığıyla işlemler yapmaya başlar.
Tabii çocuk bu değişiklikleri beş yaşına girdiği doğum gününde yapmaz. Değişiklikler uzun bir zaman süresi içinde oluşmaya devam eder. Çocuklar arasında gelişme süreleri bakımından bazı farklılıklar olabilir. Bazı çocuklar 7-8 yaşında bazı zihinsel operasyonları geliştirirken, bazıları 9-10 yaşında bu gelişmeyi tamamlar.
Formel Operasyon Aşaması (12-18 Yaş)

Bu devrede zihinsel gelişim somut operasyonlardan formel operasyonlar aşamasına geçer. Formel operasyonların gelişimi 12-14 yaş arasında başlar.

* Formel operasyonlar devresinde çocuk semboller düzeyinden bir aşama ötesine giderek düşünce düzeyine ulaşır. Bu düzeye ulaşan bir çocuk, belirli bir sorunu çözebilmek için değişik hipotezler geliştirir ve her hipotezi birer birer dener. Çocuğun düşüncesine ve sorunlara yaklaşmasına bir düzenlilik, formel yapı, akıl yürütme süreci gelmiştir.
* Her birey formel operasyonları tam anlamıyla geliştiremeyebilir. Bilimsel düşünmenin ve mantıksal konuşmanın son derece önem verildiği batı uygarlığında dahi, yetişkinlerin ancak %60’ının tüm formel operasyonları geliştirebildiği tahmin edilmektedir.
* Piaget, içinde yetiştiği kültürel ve toplumsal çevrenin çocuğun bilişsel gelişimini şu şekilde etkilediğini açıklar: Çocuk bir aşamadan diğerine, daha önceki aşamadaki düşünce tarzı yetersiz kaldığı ve çevresine uyum sağlayabilmek için zorlandığı için geçer. Bazı toplumlarda çocuk formel operasyonları kullanmak için zorlanmaz, doğa ve toplum çevresine uyumunu somut operasyonlar çerçevesinde yapabilir. Belki de bilim ve teknolojinin baskın olmadığı tarım ülkelerinde, formel operasyonların gelişmesi bu şekilde durur.

Kaynaklar: Cüceloğlu, D.İnsan ve Davranışı.Yedinci basım: Haziran 1997 Remzi Yayınevi (sf. 346-354)
Flavell, J.H., Miller,P.H., & Miller, S.A.(1993).Cognitive Development.NJ:Prentice-Hall.
Mayes, L. C., & Cohen, D. J. (2006). Çocuğunuzu Anlama Rehberi. İstanbul: Beyaz Balina Yayınları
Sosyokültürel Yaklaşım (Vygotsky)

Bir çok yaklaşıma göre, sosyal ve bilişsel gelişim arasındaki ilişki sınırlıdır. Ancak Vygotsky’e göre çocuğu sosyal çevresinden ayrı düşünmek mümkün değildir ve bilişsel gelişim sosyaldir. Sosyal deneyimler çocuğun düşünmesini ve dünyayı algılayışını şekillendirmektedir. Bu nedenle sosyalleşmenin önemli bir aracı olan dil de bilişsel gelişim için önemlidir. Vygotsky dili sosyokültürel bağlam ile çocuğun bireysel zihin gelişimi arasındaki köprü olarak gördüğü için, dil gelişimi Vygotsky’e göre zihinsel gelişimin en önemli kilometre taşıdır. Ayrıca, çocukların gelişiminde daha büyük çocuklar ve yetişkinler de oldukça önemli bir rol oynamaktadırlar.

Özetle Vygtosky’e göre;

* Bilişsel gelişim, sosyalleşme yoluyla sağlanmakta ve paylaşılmaktadır.
* Dil, sosyal ve bilişsel gelişim arasındaki bağlantıyı sağlar.

Bilişin Sosyal Paylaşımı

Vygotsky’nin kuramına göre zihinsel gelişim, sosyal ve kültürel ortamlar ile ilişkili olarak oluşmaktadır ve bu ortamların içindeki kişiler tarafından paylaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, çocuklar zihinsel gelişimlerini daha büyük yaştaki çocuklar ve yetişkinlerle etkileşim halinde sağlamaktadırlar. Çocuklar bu etkileşimler sayesinde bir kültürde hayatta kalabilmek için gerekli bilgi ve becerileri kazanmaktadırlar. Sosyokültürel kuram, bilişsel gelişimin kültürün içinde ortaya çıktığını ve kültürün önemini vurgulasa da, bazı yönlerinin evrensel olduğunu ve tüm dünyadaki çocuklarda aynı şekilde geliştiğini kabul eder. Yüz ifadelerini anlayabilme, taklit edebilme gibi beceriler, kabul edilen evrensel özelliklere örnektir. Ayrıca, tüm insanların sosyal varlıklar olmalarına bağlı olarak tüm dünyada çocuklar 2-3 yaşlarında oldukça iyi konuşmacılar olmaktadırlar. Evrensel olarak tüm insanların uyduğu sözel iletişim kurallarını takip etmektedirler (sırayla konuşmak, göz teması kurmak, karşısındakinin söylediklerine uygun cevapları vermek, aynı konuda konuşmayı sürdürmek gibi).

Vygotsky’nin sosyokültürel kuramına göre, bazı biyolojik evrensel özelliklerin yanında bilişsel gelişimde, sosyal çevre ve kültürün etkisi oldukça önemlidir ve günümüzde bu yaklaşım yaygın olarak kabul görmektedir. Bilişsel becerilerde sosyal etkilerin varlığı ve sosyal etkileşimlerin çocukların düşünme şeklini değiştirmede önemli bir güce sahip olduğu araştırmalarla kanıtlanmaktadır. Örneğin, bazı kültürlerde maddenin korunması (conservation) batılı kültürlere göre daha geç öğrenilmektedir. Yapılan araştırmalara göre batılı kültürlerde çocuklar adaleti, kaynakların eşit paylaşımı olarak öğrenmektedirler. Bu nedenle ellerindeki boya kalemlerini, şekerlerini vb. eşit olarak paylaştırmaktadırlar. Bu sayede aynı miktarda olan nesnelerin farklı şekilde eşit paylaştırılmasına alışıktırlar. Bu kavramlarla tanışık büyüyen çocuklar maddenin korunmasını daha erken öğrenebilmektedir. Bu örnekte de evrensel olarak öğrenilen bir kavramın kültüre bağlı olarak hangi gelişim döneminde öğrenildiğinin farklılaşabildiği; sosyal çevre ve kültürün bilişsel gelişim üzerinde etkili olduğu görülmektedir.

Ayrıca araştırmacılar, çocukların kendilerinden daha gelişmiş akranlarından ve yetişkinlerden aldıkları yardımların, zihinsel gelişime katkısını ortaya koymuşlardır. Çocuklar aldıkları destek sayesinde kendilerine zor gelen bilişsel işleri kültürel olarak uygun şekillerde çözmeyi öğrenmektedirler. Çocuklar bu etkileşimler sırasında yetişkinlerin problem çözme stratejilerini deneyimlemekte ve kendileri öğrendikten sonra tek başlarına uygulayabilmektedirler. Araştırmalara göre, çocukların daha büyük çocuklarla veya yetişkinlerle etkileşimlerinde önemli olan bu etkileşimlerin niteliğidir. Etkileşimler sırasında arada çıkan fikir farklılıklarının çözülmesi, karşılıklı saygı ve işbirliğinin varlığı önemli noktalardır.

Dilin Önemi

Bilişin sosyal paylaşımında açıklandığı gibi zihinsel gelişim, kültürün içinde diğer kişilerle ilişki içinde ortaya çıkar. Daha sonra bu paylaşımlar çocuk tarafından içselleştirilir ve çocuğa ait zihinsel süreçlere dönüşür. Bilişlerin sosyal olmaktan çıkıp bireye ait olması da zihnin işaret/sembol sistemleri sayesinde olmaktadır. Araç olan bu işaretler de zaman içinde çocuk tarafından içselleştirilmektedirler. Dil de insanların geliştirdiği ve en yaygın şekilde kullandığı işaret sistemlerinden biri olarak zihinsel gelişimde kritik bir rol oynamaktadır.

Potansiyel Gelişim Alanı (Zone of Proximal Development)

Daha önce belirtildiği gibi çocukta yeni kapasiteler yetişkinlerle veya daha büyük yaşta çocuklarla işbirliği sırasında ortaya çıkmaktadır ve daha sonra çocuk tarafından içselleştirilip, kendisi tarafından bir yetişkinden bağımsız olarak kullanılabilmektedir.

Vygotsky’e göre becerinin yetişkinden çocuğa geçmesi çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olmaktadır. Bu alan öğrenme ve zihinsel gelişimin bir arada bulunduğu bir duyarlılık alanıdır. Yetişkinlerin yardımıyla çocuğun gelişim sürecinde olan zihinsel becerileri olgunlaşmaktadır. Bu bağlamda Vygotsky’e göre eğitimin rolü çocuklara potansiyel gelişim alanları dahilinde deneyimler sağlamaktır. Bu aktiviteler çocukları zorlayan fakat bir yetişkin desteğiyle başarılabilecek zorlukta aktiviteler olmalıdır.

Yapı Kurmak (Scaffolding)

Yapı kurmak potansiyel gelişim alanı dahilinde tanımlanan bir benzetmedir. Bu benzetmede çocuk yapılanmakta olan bir binaya benzetilmektedir. Sosyal çevre ise çocuğun yapı kurma, diğer bir deyişle destek sistemidir. Çocuğun sosyal çevresiyle bu şekilde etkileşimi potansiyel gelişim alanı dahilinde çocuğun gelişimini hızlandırmaktadır.

Zihinsel becerileri geliştirirken yapı kurma yönteminin iyi kullanılması için bazı özellikleri içinde barındırması gerekmektedir. Öncelikle paylaşılan aktivitenin keyifli bir aktivite olması ve kültürel olarak anlamlı, bir amaca yönelik olması önemlidir. Bu aktivite dahilinde önemli olan çocuk ve diğer kişinin aynı hedefe ulaşmak için birlikte hareket etmesidir.

İyi yapı kurmanın diğer bir özelliği de bir işe başlarken farklı anlama düzeylerine sahip iki kişinin öncelikle paylaşım yapabilecekleri bir anlama düzeyine varmış olmalarıdır. Eğer iki kişi çok farklı anlama düzeylerine sahip ise birinin diğerine rehberlik etmesi, birbirlerini anlamaları mümkün olmayacaktır. Bir yetişkin ve çocuk işbirliğinde bu özellikle önemlidir. Örneğin, sınıfta bir öğretmen yeni bir işi/görevi tanıtırken, çocuğun daha önceden bildikleri ile bağlantılar kurması, çocuğun yeni işi başarabilmesi ve öğretmenin çocuğa yardım etmesi için büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca, iyi bir yapı kurma için çocuk ve yetişkin arasındaki iletişimin sıcak ve hoş olması da önemlidir. Bu şekilde çocuk yapılan işten keyif alacaktır. Bu ilişki sırasında öğretmenin çocuğu izlemesi, bir sonraki adımını tahmin ederek gerekli yerlerde destek sağlaması önemlidir.

Bunların yanında çocuk ile gerçekleştirilen aktivitenin çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olması önem taşımaktadır. Bu iki şekilde sağlanmaktadır (1) verilen işi ve çevreyi çocuğa uygun bir zorluk düzeyinde düzenlemek (2) yetişkin müdahalesini çocuğun ihtiyaç ve becerilerine göre ayarlamak. Çocuğa uygun bir zorluk düzeyinde iş verirken çocuğun var olan becerileri göz önünde tutularak uygun zorlukta bir iş bulunabilir veya büyük bir iş çocuğa uygun zorlukta parçalara ayrılabilir. Eğer aktivite yapı kurmak için fazla basit ise verilen hedef zorlaştırılarak gerekli ayarlamalar yapılabilir. Verilen aktivitenin çocuğun potansiyel gelişim alanı dahilinde olmasını sağlamanın diğer yolu ise bunu yapan yetişkinin çocuğa ihtiyacı oldukça destek vermesi ve çocuğun becerisi arttıkça verilen destek düzeyinin azaltılmasıyla sağlanabilmektedir.

İyi yapı kurmanın son özelliği ise çocuğun kendi davranışlarını kontrol edebilmesini ve sorumluluk almasını sağlamaktır. Bunun için de birlikte yapılan aktivitenin çocuk tarafından kontrolünün mümkün olduğunca sağlanması önemlidir. Çocuğun görevi/işi bağımsız bir şekilde gerçekleştirebildiği andan itibaren yetişkinin kontrolü ve yardımı bırakması gerekmektedir. Kısaca, belirlenen ortak hedefe ulaşıldığı andan itibaren aktif olarak yetişkinin geri çekilmesi ve çocuğun aktif olarak görevi devralması çocuğun kontrol geliştirmesi için önemlidir. Bu sayede çocuk sorumluluk ve karar almayı öğrenecektir.

Bakıcı Seçimi

c. Hizmet Seçimi No Comments »

Gelişim sürecinde çocuğun yakın çevresi çok önemlidir. Anne ve baba da bu yakın çevredeki anahtar kişilerdir. Ev ortamının çocuğun gelişimini destekleyebilmesi için; güvenli, tutarlı ve düzenli olması gerekir.

Değişen yaşam koşulları, çocuğun yakın çevresine daha küçük yaşlarından itibaren onun bakımında ve gelişiminde çok önemli rol oynayacak “bakıcı/dadı/çocuk bakım ve eğitim elemanları” nın dahil olmasına sebep olmuştur.

Çocuk bakıcıları günün belli bir bölümünde bebeklerin/çocukların tüm bakımını üstlenirler. Doğru “kişiyi” bulmak anne-babalar için en zor deneyimlerden biridir. Belli noktalara dikkat edilirse aileler, kendileri ve çocukları için zor olan bu kararı daha sağlıklı yapabilirler.

Okul Seçimi

c. Hizmet Seçimi No Comments »

Çocuklarını okul öncesi eğitimi veren bir kuruma yerleştirmek, veliler için hiç de kolay değildir. ”Güvenli bir yer mi?, Çocuğuma iyi bakacaklar mı?, Neler öğrenecek?, Mutlu olacak mı?” gibi cevaplarını aradıkları çokça soru ve buna ek olarak etraflarındaki kişilerden farklı eğitim kurumlarına yönelik duydukları olumlu/ olumsuz bilgiler ile kafaları oldukça karışıktır.

Okul arayışında bazı noktaların, aile fertleri tarafından beraberce netleştirilmesi ve göz önünde bulundurulması gerekmektedir:

* “Nasıl bir eğitim kurumu düşünülüyor?”- Devlet veya özel bir kurum, ilköğretimine de devam edilebilecek bir kurum, tam gün eğitim veren bir yer vb.

“Kurumu tercih etmede öncelikler nelerdir?”- Eve yakın. Yabancı bir dil kazandırması. Dışarıda çok oyun oynama imkanı sağlaması. Öğlenleri uyku saatinin olması. Drama- bale- folklor gibi branş derslerinin bulunması. Öğretmenin deneyimli olması. Sınıf mevcudunun az olması. vb.

Bu gibi noktaları beraberce netleştirirken, çocuğun özelliklerini ve gelişimini göz önünde bulundurmak gereklidir.

* Eğer özel bir kurum düşünülüyorsa, eğitime ayrılabilecek bütçenin belirlemesi önemlidir. Özel okulların her yıl ücretlerinde yaptıkları artışlar velileri zorlayabilmektedir. Uzun vadeli düşünmek bu noktada önemlidir. Bu daha sonra çocuğu alıştığı bir kurumdan almanın çocuk/ veli üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri engelleyecektir.

* Okul arayışına erken başlamak gerekir. Okul alternatiflerini belirlemek, okulları ziyaret etmek, değerlendirmek ve karar vermek zaman alır. Bu nedenden dolayı arayışa önceden başlamak gerekmektedir.

* Velilerin okulları ziyaret etmeleri, kurum yönetici ve öğretmenleri ile görüşmeleri, belirledikleri soruları sormaları ve okulda gözlem yapmaları, sağlıklı bir karar vermeleri için önemlidir.

* Velinin okul ziyaretleri sırasında sorgulayan, eleştiren, olumsuz yaklaşımı yerine tarafsız, bilgi edinmeye çalışan, olumlu yaklaşımı kendisinin okullar hakkında daha fazla bilgi edinmesini sağlayacaktır. Karşılıklı güvene dayalı açık ilişkiler iki tarafın çabası ile oluşacaktır.

Peki, “Neleri gözlemek?”, “Hangi soruları sormak?”, “Kaliteli bir okul öncesi eğitim kurumunun göstergeleri nelerdir?”.

Dikkat Edilmesi Gereken Göstergeler !

Burada velilere okul seçiminde onlara yol gösterebilecek, farklı başlıklar altında toplanmış bazı göstergeler kapsanmaktadır. Bir okulun tüm bu göstergeleri içinde barındırması zor olabilir. Velinin, bu başlıklar altındaki göstergelerin çocuğun gelişiminde ne denli önemli bir rol oynayacağını bilmesi, bunları zaman içerisinde gözlemlemeye çalışması, takip etmesi, kalitesini sorgulaması ve buna yönelik eğitimci/yöneticiler ile paylaşımlarda bulunması önemlidir. Her veli için bu göstergelerden olmazsa olmazlar vardır ve önemli olan bunların belirli bir oranda kurumda bulunmasıdır.

Bağlanma

b. Çocuğun Sağlıklı Gelişimi No Comments »

Bağlanma, bebek ve anne ya da bebeğe bakan kişi arasında gelişen duygusal bağdır. Anne ile duygusal bağ kurma gereksinimi, yeni doğan bebeklerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ve kendilerini güvende hissetmeleri için gereklidir. Bağlanma bebek ile annelerini birbirlerine yakınlaştırarak, bebeklerin tehlikelere karşı korunmalarını sağlar.

Bebek ve anne arasındaki bu bağlanma nasıl gerçekleşir? 50 yılı aşkın bir süreden beri uzmanlar bağlanmayı araştırmaktadırlar. Pek çok farklı teorik tartışma gerçekleştirilmiş ve farklı yaklaşımlar sunulmuştur.

Yaklaşımlardan birini Erick Erikson geliştirmiştir. Erikson’a göre, “güven” duygusunun kurulmasında bebeklerin doğumlarından bir yaşına kadar olan süre önemlidir. Bebek tüm ihtiyaçlarını tutarlı bir şekilde karşılayan kişiye bağlanır ve bu onda güven duygusunu geliştirir. Kendine bakan kişiye güvenen bebekler, iki yaşlarında yaşadıkları kısa ayrılıklardan etkilenmeyebilirler.

Diğer bir yaklaşım John Bowlby’in yaptığı araştırmaların sonucunda gelişmiştir. Bowlby’ nin geliştirdiği, “Bağlanma Teorisi” (1969), bağlanmanın genelde ilk iki sene içinde dört genel evrede geliştiğini açıklar:

* Yaşamın ilk haftalarında (doğum-ilk 6 hafta) bebekler kendilerine bakan kişiyle yakın temas içerisindedirler, onlar bebeklerin yemek ve bakım gibi temel ihtiyaçlarını karşılarlar. Tanımadıkları bir kişi ile kaldıklarında üzüntü duymazlar, bu kişiyi kendilerine bakan kişiden ayırt edemezler.
* (6 hafta-8 ay) Bebekler tanıdıklarına ve yabancılara farklı davranmaya başlarlar ve 6-7 aylıkken, tanımadıkları nesne ve insanlar ile karşılaştıklarında “tedbir” alırlar. Örneğin, bu durumlarda annelerine yakınlaşmaya çalışırlar.
* (6-8 ay – 18-24 ay) Çocuklar anneleri veya ona bakan kişiler odadan çıktığında “ayrılık korkusu” duyarlar. Bu korku, çocuk ve bağlandığı kişi ile arasındaki fiziksel ve duygusal ilişkiyi düzenler. Çocuk ve ona bakan kişi arasındaki uzaklık arttığında biri (anne veya çocuk) mesafeyi azaltmaya yönelir. Bağlanma çocuğa “güven” duygusunu yaşattığı için annesi onun için güvenilir bir üstür.Çevreyi keşfetmek için bağlanma kurduğu kişiden zaman zaman uzaklaşır. Ancak, bu süreçde teması bazen yenilemek ister ve güvenilir bir üs olan o kişiye geri döner. Daha sonra gene keşfine devam eder.
* (18-24 ay ve sonrası) Çocuk hareketlendiğinde ve annesinden uzak uzun süreler geçirmeye başladığında bağlanma ilişkisini sağlamak ikisinin görevidir. Ya anne, ya da çocuk teması yenilemek için harekete geçer. Bu evre birkaç yıl sürer.

Bu alanda Mary Ainsworth’un çalışmaları, Bowlby’ nin ‘Bağlanma Teorisi’ nden etkilenmiştir. Kendisi, Afrika ve Amerika’da anne ve çocuk ikilileri üzerinde yaptığı araştırmalarda üç farklı bağlanma tipi ayırt etmiştir:

Güvenli Tip:

Anne genelde sıcak ve tutarlı davranır, bebeğin gösterdiği ihtiyaçlarına yönelik uyarıları (ağlamak, beden dili vb.) hemen farkında olur. Bu tip bağlanmalarda bebekler aktiftirler. Bu çocuklar her durumda açık bir şekilde bağlanma gerçekleştirmektedirler. Annelerinin varlığıyla belirgin bir şekilde huzur buldukları ve yokluğunda sıkıntı yaşadıkları gözlemlenmiştir. Anneleri tarafından yalnız bırakıldıklarında doğal olarak kısmen huzursuz olmakta ancak panik yaşamadan anneleri ile yakınlık ve temas aramaktadırlar. Tekrar bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşmekte ve çevreyi keşfetmeye devam etmektedirler. Okul öncesi dönemde sosyal ve uyumlu çocuklar olarak nitelendirilirler.

Kaçınan Tip:

Bu bağlanma tipinde, bebekte bağlanmama ve anneden kaçınma davranışları görülür. Anne nadiren bebeğin duygularına tepki verir ve genelde onun duygularını görmezlikten gelir. Bu tipte annenin davranışları reddedici, öfkeli ve temastan kaçınan niteliktedir. Anne, bebeğin kendisine bağlanmasından rahatsızlık duyabilir ve onun bağımsız olmasını teşvik eder. Bu tip bağlanma geliştirmiş çocukların anneleri ayrılıktan sonra geri dönünce onları coşkulu bir şekilde karşılamadıkları, annelerinden kaçtıkları ve göz ardı etttikleri, kucaktan hoşlanmadıkları görülse de kucaktan indirildiklerinde tepki gösterdikleri, anneleri odadayken de onunla ilişki kurmadan tek başına oynadıkları gözlenmiştir. Bu çocuklar okul öncesi dönemde kızgın, savunmacı ve diğer çocuklardan uzak çocuklar olarak tanımlanırlar.

Kaygılı-Kararsız Tip:

Anne belirsiz ve tutarsız davranır. Bu tip bağlanma geliştirmiş çocukların annelerine davranışları gergindir. Anneler bebeğin sinyallerini yanlış değerlendirir ve bebek sık ağlar. Annelerine yakın dururlar buna rağmen korku duymaya devam ederler. Anneleri odadayken annelerinin yakınlığını ararlar ama aynı zamanda kızgın oldukları ve annelerini istemediklerine dair hareketlerde bulundukları, hatta annelerine vurarak ittikleri gözlemlenmiştir. Bu kategorideki bazı çocukların da aşırı pasif oldukları gözlemlenmiştir. Okul öncesi dönemde annesine bağlı ve ondan kopamayan çocuklar olarak tanımlanırlar.

Bağlanma durumlarını yaratan tek bir sebep yoktur; ailenin davranışları, çocuğun özellikleri, aile ve kültür etkili olur.

* Ailelerin Davranışları: Araştırmacılar değişik bağlanma tiplerinin, annelerin bebeklerinin ihtiyaçlarına gösterdikleri duyarlıklarının bir sonucu olduğunu savunmuşlardır. Ağlamalarına hemen cevap verilen 3 aylık bebeklerin, 12 aylıkken “güvenli bağlanma” kategorisine girdikleri gözlenmiştir (Ainsworth ve Bell, 1967). Tersi aile tutumlarında ise bebekler güvenli olmayan bir bağlanma göstermektedir. Çoğu araştırmalar buna benzer temel sonuçlar bulmuştur.

* Çocuğun Özellikleri: Gözlemler güvenli bağlanma için “sorumlu” anne- babalara ihtiyaç duyulmasının yanında, ailelerin de bu bakımı gerçekleştirebilmeleri için “karşılık veren” bebeklere ihtiyaçları olduğunu bulmuştur. Bağlanma karşılıklı bir ilişkidir. Bir tarafın vermesi için onun da karşıdan alması gerekir. Araştırmalar, anneleri ile sosyal ilişki kurmak yerine daha uzun süre nesneler ile oynayan çocukların, ileride güvenli olmayan bağlanma gösterdiklerini bulmuştur (Lewis&Feiring,1989).

* Aile Etkileri: Aileler üzerinde stres yaratan pek çok faktör, bebeklerin bağlanma tipleri üzerinde etkilidir. En önemli faktörlerden biri düşük ekonomik seviyedir. Fakirlik düzeyinde yaşayan çocuklar, yüksek ekonomik seviyede yaşayanlara oranla daha az güvenli bağlanma göstermektedirler (Shaw, 1994). Bir diğer faktör evlilik anlaşmazlıklarıdır. Evliliklerinde sorun yaşayanların, güvenli bağlanamayan çocukları olma olasılıkları daha yüksektir (Belsky&İsabella,1988). Stresli durumlar anne babada hassasiyet yaratmaktadır, bu da güvenli bağlanma olasılığını azaltmaktadır. Kızgın ve şiddet içeren ilişkiler belirsiz davranışları beraberinde getirmekte, aileler çocukları için tutarlı, güvenli bir kaynak olarak görülmemektedir.

* Kültürel etkiler: İçinde yaşanılan toplum önemlidir. Bazen toplum bağlanma tipini belirlemede önemli bir rol oynar. Örneğin, İsrail’ de kibutzlarda yaşayan aileler, çocuklarını gün içinde görmelerine rağmen onlara bakan kendi anne veya babaları değildir. 11-14 aylıkken ortak büyütülen bu çocuklar, aileleri veya onlara bakan kişiler ile yabancı bir ortama sokulduklarında çoğu üzüntü, yarısı korku/ direnç ve sadece %37 si güvenli bağlanma sergilemişlerdir(Sagi, 1985).

Bir başka örnek; Kuzey Almanya’da az sayıda çocuğun güvenli bağlanma gerçekleştirdikleri görülmüştür. Bir çalışmada araştırmacılar, 1 yaşındaki çocukların % 49’u kaygılı/kaçınan bağlanma oluşturmuşlar, sadece % 33’ü güvenli bağlanmıştır (Grossmann ve ark., 1985). Kuzey Almanya aileleri ayrıntılı incelendiğinde, bu ailelerin çocuklarına karşı duyarsız olmadıkları görülmüştür. Bu ebeveynler kişilerarası mesafeyi geniş tutmayı gerektiren bir kültürel değere sahip çıkmaktadırlar. Kültürel inanışlarına göre çocuklar kendi başlarına hareket edebilir hale geldiklerinden itibaren ten temasından uzak tutulmalıdırlar. Araştırmacılar kuzey Almanya’lı anneler arasında ideal çocuğun “bağımsız, yapışmayan, ebeveynlerinden istekleri olmayan ve sorgulamadan annelerin talimatlarına uyan” çocuk olduğunu öne sürmüşlerdir.

Çocukta Olumlu Davranışlar Geliştirmek

b. Çocuğun Sağlıklı Gelişimi No Comments »

Çocuk 1 yaşına yaklaştığında, hareket ve kendini ifade etme becerisi artacak ve etrafını keşfe çıkmaya başlayacaktır. Bu dönemde ailenin işi güçleşir. Çocuğunu tehlikelerden korumak, ona doğruyu öğretmek, gelişimini desteklemek ve onu “terbiye” etme amacı ile farklı disiplin yöntemlerini uygulamaya başlarlar.

Gerçekçi beklentiler, karşılıklı anlayış, teşvik, iletişim becerileri- küçük çocuklarda işbirliği ve sorumluluğun geliştirilmesi için bir temel oluştururlar. Bu temeli oluştururken aileler etkili disiplin yöntemleri uygulayabilirler. Disiplin, bazı yetişkinler için ceza ile aynı anlamı taşır. Fakat disiplin, çocuğa başkaları ile işbirliği yapmasını, kendi davranışlarını kontrol etmesini, iç denetim geliştirmesini öğretir. Disiplin olumlu davranışların pekiştirilmesi ve olumsuz davranışların ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Çocuklarda bu olumlu davranışların geliştirilmesi ve pekiştirilmesi için ailelerin yapabilecekleri çok şey vardır:

Mavi Tatil Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Tatil ve Gece Gündüz Teması ile guclendirilmistir